KIRK YILLIK HATIRI OLAN TÜRK KAHVESİ

Türk 1

Biz Türk’lerin 14. yüzyıldan beri içtiği kahve bizim kültürümüz olmuştur. Türk kahvesinin önemi, pişiriliş şekli, sunumu ve anlamı bir başkadır. Türk kahvesi asla kağıt bardakta insanın eline tutuşturulmaz. Onun ayrı bir zevki vardır. Türk kahvesinin vazgeçilmez rituelleri; sabah veya akşam içim saatlerinin olması ve fal kapatmak 🙂 Biz kadınlar ne meraklıyızdır kahve falına. Ama size komik birşey söyleyeyim: Ben ve annem her akşam kahvemizi içeriz, falımızı kapatırız, sabırla soğumasını bekleriz, sonra birbirimizin fincanını alır şöyle bir bakar ve “hımm çok güzel, ferahlık var, yol var. Hadi Maaşallah” deyip, işi bitirmemiz :))

Evimize misafir geldiğinde ilk sorumuz “kahve içer misin?” olur, Evlere kız istemeye geldiğinde işin bağlanması kahve servisiyle olur. İşyerimize bir misafirimiz geldiğinde kahve ısmarlanır. Eve gidip yorgunluk atmak istesek kahvemi içeyim de rahatlayayım diye düşünülür. Kısacası kahve bizim olmazlarımızdan.

t2

Kahve içmenin zamanlamasını ayarlamak önemli.

En sık tercih sabah kahvaltısından sonra. Osmanlı döneminde kahve sabahları içilirmiş. Hatta “kahvaltı” dediğimiz öğün kahvenin içilme zamanını belli eder nitelikte. Yani kahve içmeden önce. Şimdilerde de uzun haftasonu kahvaltılarının veya brunchlarının neredeyse vazgeçilmez bir parçası niteliğindedir sonrasında Türk kahvesi içilmesi. Buradaki en temel mantık karnınızı güzelce doyurduktan sonra Türk kahvesi içerek oluşma ihtimali olan uyku halini ortadan kaldırmaktır.

Bir kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Bir Türk kahvesinin içilme süresi de nispeten uzundur. Öyle hemen bir yudumda espresso içer gibi içildiği vakit tat vermez. Muhabbet elzemdir. Ağızda bıraktığı tadı yudum yudum çıkarmalıdır. Küçük porselen fincanın en önemli işlevi çabuk soğuma ihtimali olan kahvenin sıcaklığını korumaktır. Zaten iyi hazırlanmış bir Türk kahvesinin o kalın köpüğü yalıtım sağlar ve bir yandan telvenin çökmesini beklerken diğer yandan kahvenin soğumamasını sağlar. Yavaş yavaş dibe çöken telve de alt kısımda ayrı bir yalıtım sağlayacağından o da ısının korunmasına destek olur. Kahve bakır cezvede yapılması esastır. Cezveye kaç fincan yapacaksanız o kadar 1,5 çay kaşığı kahveyi koyun, kaç fincanlıksa o fincanlada o kadar soğuk su koyun ve hafif karıştırıp, kısık ateş üstüne cezvenizi koyun ve beklemeye başlayın. Ta ki kahve ısınıp, yavaş yavaş kabarmaya başlayana kadar. Ne cezveyi ellerin ne de karıştırmaya kalkın. Kahve kabarıp, cezvenin ağız kısmına geldiğinde alın ve fincanlara üst köpüğünü pay edin. Sonra tekrar cezveyi ateşe koyun. Yine kabaracaktır. Hemen alın ve fincanların üstünü yavaşça tamamlayın. İşte bol köpüklü kahve bu. Şekerli sevenler ise, kesme değil toz şeker kullanın. Ama bir çay kaşığını silme olarak doldurup ekleyin şekeri. Seçeneklerimiz bellidir : şekersiz (sade), az şekerli, şekerli. Dünyadaki diğer tüm kahvelerin aksine sonradan şeker ekleyemiyorsunuz çünkü zaten dibe çökmesini beklediğiniz telvenin tekrar kahvemize karışmasını istemeyiz. Bana göre kahveye şeker katılmasındansa yanında ikram edilen lokum veya çikolata ile ağzı tatlandırıp kahvenin gerçek tadını keşfetmek, deneyimlemek daha önemlidir.

t3

Su içme meselesine gelince; Şimdiki yaygın kanıya göre su kahveden önce içilir, ancak öyle büyük miktarda, bardaklar dolusu olmamalıdır. Şöyle bir ağız içi dolacak kadar kafi. Amaç kahve öncesi kahvenin tadını bozacak bütün tatları ağızdan temizlemektir. Sonra kahve keyifle ağır ağır yudumlanır ve her yudum ağızda bir kaç saniye bekletilerek yutulur. Su kahveden sonra içilmez çünkü ağızda kalan son tat kahvenin tadı olmalıdır.

 

Afiyet olsun..

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir