Gökçeada’yı Tanıyalım

gokceada

Ada: iki “a” arasında bir “d”. Yerel ve dışarlıklı kültürler arasında, toprakla su, köy ile kent arasında, çeşitli kimliklerin gel-gitinde ve denizin tam ortasında… Kişin 90 gününde 50 gün gemi kalkmamış ya da gelmemişse, burada yaşamı inatla sürdürmeyi dışarlıklı anlamaz, yazdan yaza gelinse hiç anlamaz. Hele eğlenmek arzusuyla gözü dönmüş tatilci kent hiç mi hiç anlamaz. Adalı olmak, zamanı ve mekânı dış dünyaya göre farklı algılamaktır. Bir şeylerden uzak kalmayı göze almış tercih etmiş zorunda kalmış insanların yaşadığı yerdir ada. Sanki rüzgârların yarattığı dalgalı coğrafyası ile Gökçeada’da insanın yalnızlığına, evler de katılmış. Gidenlerin ardından, kalanların yalnızlığı ise katmerlenerek büyümüş…

Gökçeada

Buraya kumarhaneler, beş yıldızlı oteller yapılırsa burası benim adam olmaktan çıkar.” dedi her yaz büyük bir hevesle adaya geldiğini söyleyen hanım. Böyle bir olasılık var mı, yok mu bilmiyorum ama Gökçeada rüzgârın sessizliğine eşlik eden büyülü ve mütevazi bir ada. Yüzölçümü 279 kilometrekare. Türkiye’nin en büyük adası. Adanın tarihi ile ilgili başlıca bilgileri Homeros’un İlyada’sından, Heredotes’tan, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden, gezginlere ait belgelerden ve 1995’te adanın arkeolojik envanterini çıkartmak amacıyla yapılan araştırmalardan öğreniyoruz. Yalniz adada süren kazı çalışmaları değil, diğer Ege adalarından ve Ege’nin iki kıyısından elde edilen arkeolojik bulgular adanın antik çağlardaki konumu hakkında daha fazla bilgilenmemizi sağlıyor.

Gökçeada’nın Tarihçesi

Antil İmbros kenti bugünkü Kaleköy’ün bulunduğu yerdeydi. Ada M.Ö. 500’lerden Roma İmparatorluğu dönemine kadar Atina’nın egemenliğinde kaldı. İmparatorluğun ikiye bölünmesinden sonra, 1453’e yani Osmanlı egemenliğine dek bir Bizans eyaleti oldu. Venediklilerin, İngilizlerin ve Yunanlıların kısa sürelerle işgal ettikleri ada son olarak 1924 Lozan Antlaşması ile Türkiye’ye bırakıldı. Adada yıllarca Rumlar ve Türkler birlikte yaşadılar. Doğal bir gelişim içinde, yıllar geçtikçe Rım nüfus azaldı, Türk nüfus çoğaldı. Ada’nın dışa açılan limanı önce Kaleköy’ken, daha sonra Kuzu Limanı oldu. 1992’de Türkiye’nin en batı noktası olan adanın Limni’ye bakan ucundan Yunan adaları ile bağlantı kurulması planlanarak inşa edilen iskele ve binası anlaşmazlık sonucu hiç işletilmedi. Başta merkez çınarlı (Panaiya) olmak üzere altı geleneksel yerleşmesi bulunmakta: kaleköy (Kastro), Bademli (Gliki), Yeni Mahalle (Evlambio), Zeytinli (Aya Todori), Tepeköy (Agridia) ve Dereköy (sinudi). Bu köylere yıllar içinde yeni yerleşmeler eklendi: Şahinkaya, Uğurlu, Yeni Bademli, Şirince ve Eşelek. Belli bir dönem yarı açık bir cezaevinin yer aldığı ada su ve doğal varlıklarının çeşitliliği yönünden de ender zenginlikteki adalardan biri olarak bilinmektedir. 1992 yılında sit ilan edilen adanın imar planı belli oranda yapılaşmaya olanak sağlayacak şekilde yeniden düzenlendi.

Gökçeada tam bir karşıtlıklar adası. Bir yandan çorak tepeler, öte yandan su ve bereketli ovalar; bir yanı köy, diğer yanı kent gibi. Hıristiyan var, Müslüman var, doğulu var, batılı var, tarım var, balıkçılık var. “Adanın çorak topraklarda bereket tanrısı İmbrasos’tan alan ada, gerçekten adı ile özdeş. Çorak gibi gözüken topraklarında her türlü bereket mevcut”

“Gökçeadalılar modern mimarlığın üztadlarından önce saflığın, sadeliğin güzelliğini keşfetmişler, kendilerine kutu gibi evler, küçük zakkum ağaçlarından arkatlar, ustaca yaratılmış meydancıklar, onları çevreleyen beyaz dini yapılar inşa etmişler. Gökçeada’nın köylerini Yahya Kemal’in bir zamanlar İstanbul’un semtleri için söylediği ile anlatmak mümkün: Bir semtten diğerine geçerken bir yıldızdan diğerine geçer gibi başkalık duyulu(du)… Günümüz şehirlerinin durumu ortadayken, bu küçük adadaki bir kaç köyün insanlarına sunduğu mekan ve dolayısıyla yaşam zenginliğinden ders almak gerekir… Bence mimarların buraya ekleyebilecekleri fazla bir şey yok…(Karadeli, Hüseyin)

Bu sözler ne bir edebiyatçıya, ne usta bir mimara, ne şehir plancısına, ne bir akademisyene, ne de bir politikacıya ait. Bu sözler 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisinin… Bulunduğu çevrenin değerlerini şiirsel bir taktirle dile getirecek kadar etkilenmişti bütüm katılımcılar. Bu ifade de onlardan biriydi.

1996’da Belediyenin de desteğini alarak, YTÜ Mimarlık Fakültesi’nden öğrencilerle adada yaptığımız alan çalışmasıyla elde ettiğimiz dökümanlar bugün bir karşılaştırma yapmamıza olanak sağlayan önemli belgeler haline geldiler. Bu çalışmadan sonra daha sık gittiğim adaya en son ziyaret beş yıl önce olmuştu.

Bu yıl yapılan ziyarette liman yine aynı çoraklığıyla soğuk bir karşılama yapıyor. Bu özellik yeni gelenlere adanın bir sürprizi. O yıllarda ekilen, limana bakan yamacın ucundaki ağaç grubu büyümüş ve küçücük bir yeşil küme oluşturmuş.

Yamaçta 7-8 evden oluşan grup endüstriyel ahşap ev denemesi başlamış (Depreme dayanıklı ev projelerinden gerek!). Emlak Bankası toplu konutlar bitirilmiş. Bu, merkezdeki mevcut yapı stoğunu neredeyse ikiye katlamış. Yanıbaşına bir de anfitiyatro yapılmış. Ağustos ayındaki film festivalinde etkin bir biçimde kullanılıyor. Merkezde meydanın bir ucunda, Kuzu Limanı (ana liman) yönünde yan yana üç-dört iri bina yapılmış. Üsküdar, Beşiktaş, Bakırköy ya da herhangi bir yurt köşemizden bir sahne gibi… Zeytinli köyünde otel açılmış. Köyün sessizliğine yabancı sesler karışmış. Otel ve çevresindeki birkaç bina betanorme yapılarak yüzleri taşla kaplanmış. Az ilerisinde taşın taş gibi, ahşabın ahşap gibi kullanıldığı rasyonel binaların yanında öylesine sahte kalmışlar ki… Kaleköy’de koyun ağzına yapılan üç-dört katlı otel inşaatı bitirilmek üzere. Havalimanı inşaatı sürüyor. Adaya son olarak köy eklenmiş: Eşelek. Bu köy adaya tarım ürünleri girdisinde önemli katkıda bulunuyormuş. Tepeköy’deki kahvelerden biri kapanmış, bir-iki meyhane açılmış. Köy sakinlerinin toplandığı yerler turistik bir havaya bürünmeye başlamış. Dereköy’de bir kahve, sahibi vefat edince kapanmış, başka bir kahve açılmış. Bir zamanlar 1950 hane ile Türkiye’nin en büyük köyü olduğu söylenen köyde bugün yaklaşık 50 hanede yaşam sürüyor. Yine hüzünler içinde, sahiplerinin dönüşünü bekliyorlar.

İnsansız Olmuyor

Düşünün ki, elinizde bir ada var. Bu adada, yüzyıllarla ölçülen süreçte bir ada kültürü oluşmuş. Ekonomisi kendine yetecek kadar bol ve çeşitli kaynağa sahip. Buradaki insanlar zeytini üretmeyi ve onu işlemeyi; adanın neresinde ne yetişir biliyor. Üzümü, şarabı biliyor. Balıkçılığı, toprağı biliyor(du)… Böylesine bir birikim nasıl olur da uçar gider? Sonradan gelen ne kadar sürede bu kültürü kazanır?

Adada, tıpkı her karışımlı-alaşımlı toplumda  olduğu gibi, özgün kimliğini özümsemeden, onu oluşturan öğelerden birine kuvvetle yaslanan ya da dış koşullar nedeniyle o yönde motive olanlar arasında münferit da olsa zaman zaman gerginlikler yaşandı. 1974 Kıbrıs Harekatı’ndan sonra göç hızlandı ve zaman içinde bütün köyler neredeyse boşaldı. Zeytin ağaçları, zeytinyağı fabrikaları, tarlalar, deniz de terk edildi. Çeşitli sosyo-ekonomik düzeneklerin sekteye uğraması sonucu bu noktaya varılmış oldu. Benzer dışarıya göç hareketlerinin diğer Ege adalarında da yaşandığı gözlendiğinde, bunun kimliklerin çatışmasından kaynaklanmadığı söylenebilir. Son yıllarda geri dönüşün yavaş yavaş da olsa başlaması olumlu bir gelişme olarak görülüyor. Ağustos ayındaki panayır zamanında adalılar, ziyaretçiler ve Yunanistan’dan gelen sanatçılarla yaratılan sıcak atmosfer umarım bu süreci hızlandırır. İmar paftalarına ya da koruma kararlarına yalnızca binalar değil belki de insanlar da dahil edilmeli. Onlar da korunmalı tıpkı binalar gibi (kuramsal olarak). Çünkü çevrenin ana öğesidir insan ve bir çevrede üretken bir biçimde yaşamak oraya kök salmaktır. Tarih, o uyum sürecinin, yerle kaynaşmanın çabucak bir şey olmadığının bilimsel delilleri ile doludur.

Adada son dönemlerde yapılan toplu konut uygulaması, bireysel olarak kötü şeyler yapması sit kararları ile engellenen bireylere adeta “Siz sakın birşey yapmayıni ben ortaya herkese yetecek kadar büyük bir şey yaparım!” diyor. İç ve dış mekan kaliteleri açısından geleneksel yerleşmelerle karşılaştırılamayacak ölçüde görünen bu yerleşmeler benzeri durumlarda daha önce de ortaya çıkan pek çok soruu yeniden gündeme getiriyor. Geleneksel köyler neden daha çok ilgi çeker, sevilir? Yalnızca eski oldukları, otantik oldukları için mi? Yeni oluşan/oluşturulan bir yerleşmenin geleneksel bir yerleşme gibi insanları çekmesi ya da köyler gibi özgün bir karaktere sahip olması mümkün müdür? Tek tip binalar ve ızgara plan yeni yapılacak bir yerleşme için tek çözümmüdür-alternatif çözümler nelerdir? Böylesi bir yerleşmede ölçeği ne bilrler? Bir anda üreyen yerleşme projelerini yapmayı sürdürmeli mi? Eski dokulara yenilerinin eklenmesinden nasıl bir yol izlenmeli?..

Adından eski stratejik konumu gelişen teknolojiler nedeniyle günümüzde neredeyse ortadan kalktı denilebilir. Adaya özel (genelgeçer planlama klişelerine sıkışmamış), çok yönlü bir analiz ve değerlendirme çalışmasına dayanan gelişmeye olumlu katkıda bulunabilecek koruma ve kentleşme kararları üreterek bütün coğrafyalarda adı geçecek “Bakın biz ütopyayı gerçeğe çevirdik” diyebileceğimiz bu gurur abidesi yaratılabilir.

Denizin, sıradan otellerin ve tarihin teker teker “turizm” yapmaları, çok kitabi ve modası geçmiş temalar olmasının yanısıra yalnızca orjinallik adına turizm buluşları yapmak da yersiz görünmektedir. Var olan adaya özgü değerler güncel projelerin uygulamalarında bize yol gösterecektir. Dörfçülerin keşfetmeye başladığı rüzgar bu değerlerden en belirgin olanı. Bir zamanlar sayısız rüzgar değirmeni olan adada bugün böylesi bir potansiyel enerji karşılığını bekliyor.

Adayı canlandırmak ve ona yeniden yaşam vermek mi istiyoruz? İnsanları çekmek veya orayı daha yaşanılır bir yer mi yapmak istiyoruz? Bilimsel açıdan pek çok ara çözüm mümkün. Ama, sanırım en azından adanın kültürünü özümsemiş insanıyla, binasıyla, yerleşmeleriyle, rüzgarıyla, deniziyle doğasıyla bütün çevre değerlerini eskinin de içinde saygın yerini aldığı yeni bir komposizyonla bir araya bir getirebilirsek gereken sürekliliği sağlamış olacağız…

Dr.Murat Şahin / İstanbul Yeditepe Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir