Kamusal Mekanda Sanata Güncel Bir Bakış

Shinjiku-land

Kamusal mekanda sanat çok eski dönemlerden beri bilinmesine karşın, kentsel planlama ve mimarlıkta yaşanan değişimlere bağlı olarak bugün geçmişe göre daha farklı anlamlar yüklenebiliyor. Bu değişime koşut olarak, sanat yapıtları artık dış mekanların hiç sorgulanmayan bir öğesi değil; özellikle gelişmiş ülkelerin kentlerindeki meydanlarda ve parklarda sonsuza dek varlıklarını sürdürecekleri düşünülen heykel ve anıtlar gittikçe artan eleştirilerle karşı karşıya geliyor. Değişen toplumlar yeni sanat biçimlerine gereksinme duyarken, sanatçı, yer ve toplum arasında yeni tür ilişkinin kurulması gerektiğini kanıtlıyorlar. Bu da kullanımı oluşturan ya da davet eden, katılım içeren, içgüdüsel isteklere yanıt veren, geçici bir algısal doyum yaratan ve toplumda alışılmamış bir konuma yerleşen kamusal sanat terimi ile adlandırılıyor. Kamusallığın yalnızca kamusal mekanla ilintili olmadığı, günlük yaşamda paylaşılan her deneyim bu kavramı oluşturduğu dikkate alındığında, kamusal sanat bağlamında değerlendirmeler yapmak uygar yaşamı tanımlayan bütün ilişkilerin (ortak değerler, toplumsal sorunlar, siyasi yaklaşımlar ve çok daha geniş kültürel örüntüler) kurulmasını gerektiriyor.

Gelişmiş ülkelerde kentsel tasarım ya da yenileştirme/iyileştirme uygulamalarında kamusal sanat, süsleme, simgesellik, bulunduğu alanın güçlendirilmesi gibi işlevlerin ötesinde, yer ve aidiyet duygusunun oluşturulmasında ve çevresel kimliğin güçlendirilmesine önemli katkılar bulunuyor. Dünya kentlerinin bugün yansıttığı aynılık ya da kimlikten yoksunluk dikkate alındığında, kamusal sanat ve alana özgülük yoluyla bir farklılık ya da ayrımsanabilirliğin yaratılması kent ya da bölge için elbette önemli bir kazanç. Ne var ki, özellikle 20. yüzyılın ortalarında etkilerini göstermeye başlayan modernist yaklaşım kapsamında üretilen ve başarısız olduğu kabul edilen bazı örnekler nedeniyle kamusal sanatın doğası, niteliği ve hatta gerekli olup olmadığı bile tartışma konusu olabiliyor. Örneğin mimar Sir Norman Foster, iyi tasarlanmamış binalar ile vasat nitelikteki sanat ürünlerinin birlikteliğini, dobra bir yaklaşımla, “bir gorilin yüzündeki ruj” olarak betimlerken, Amerikalı eleştirmen Patricia Phillips kentsel sanatın amaçlarının estetik görsellik, süsleme ya da gizleme işlevlerine indirgendiğinde dikkat çekiyor. Estetik sorunların sosyal sorunlarla çelişkisini “Urban Environment as Visual Art or as Social Setting” adlı yapıtında irdeleyen Jarvis ise kentsel tasarım felsefesinde görsel konuların egemenliğini eleştirmekle birlikte, bu konuların egemenliğini eleştirmekle birlikte, bu konuların kentsel tasarımdaki öneminin ve yadsınamayacağının altını çiziyor.

Aslında kamusal sanatla ilgili anlaşılması gereken en önemli konu, bunun geleneksel ya da galeri türü sanattan farklı bir sanat biçimi olmasından kaynaklanır. Galeri mekanında sergilenen sanat ürünü mekan ile birlikte algılanmak üzere tasarlanmaz. Buradaki sanatın izlenmesi bir daveti ve seçimi gerektirir. Kamusal sanat ise alana özgüdür ve izleyicisi ile etkileşim içinde bir anlam oluşturur. Bu etkileşim bazen dokunma, tırmanma hatta zarar verme eylemini bile içerebilir. Bazen de sanat öğesinin fark edilmeme ve değerlendirilmeme olasılığı söz konusudur, ki bu durumda sanatın alanla ve kullanıcısıyla ilişki kuramadığı söylenebilir.

Mekan ve sanat ilişkisinin yaya hareketi ve algılamasının dikkate alınarak tasarlandığı en başarılı örneklerinden biri, yedi yüz yıldır toplumsal buluşma, forum, düğüm noktası ve gösteri mekanı olarak işlev gören, Floransa (İtalya)’daki Signoria Meydanı (Pizza della Signoria)’dır. Burada yer alan ve büyük ustalarca tasarlanmış olan anıt ve heykel grupları, arkalarındaki fon (bina cephesi) ve birbirleriyle olan ilişkileri açısından farklı yönlere doğru hareket ediyorlarmış hissini uyandırır ve kişiler üzerinde yönlendirici ya da şaşırtıcı etki yaparlar. Bu ilişki düzeni “L” biçimli meydan içinde iç içe geçmiş iki mekanın algılanmasını sağlar. Meydan bütün bu özellikleriyle bir açık hava sergi holü olarak zihinlere yerleşir. Signoria Meydanı’ndaki mekan-sanat ilişkisi, daha sonra Camillo Sitte tarafından tanımlanan meydan biçimlendirme ilkelerine temel oluşturur. Bu bağlamdaki ilkeler, ideal bir meydanda sanat öğelerinin, özellikle heykellerin, nötr bir fonla ilişkilendirilmesi, mekan içindeki dolaşımı kesintiye uğratmaması ve meydanın merkezinin olası etkinlikler için serbest bırakılmasıdır.

Daha küçük ölçekte, Taormina (Sicilya)’daki Duomo Meydanı’nın yan ortasında yer alan anıt, çeşme ve heykel grubu ise oturma, seyir, oyun, su içme vb. gibi çeşitli işlevlere ortam hazırlar. Bu düzenleme, Taormina’nın pek çok tarihi ve mimari değeri barındıran, uzun ve oyalayıcı yaya arteri Corso Umberto’da yürüyenler için de hoş bir duraklama noktası oluşturur.

Kentsel mekan ölçeğinde sanat söz konusu olduğunda, hedefin ya da hedeflerin saptanması (örneğin mekanın aydınlatılması, ya da sanatla ilişkili bir ticari etkinlik için odak noktası oluşturması) çalışma sürecinin önemli bir parçasıdır. Burada sanatçıların kentsel geliştirme ya da yeniden geliştirme projelerinde rol almaları önemlidir. Bazen üretilen sanatın kalıcı özellikte olmaması alışılmış türde olanlara heyecan verici bir seçenek oluşturabilir. Batıda “new genre public art” olarak adlandırılan ve kamusal ilgiye dayalı olan bu tür sanat, tasarım odaklı grupların oluşturduğu sınırlı sosyal gruplarla işbirliği gerektiren yapısal çevrede çok, toplumsal sorunları ya da olayları konu alan kent temelli programlardır. Örneğin, kent gençliği, çevre duyarlılığı, evsizler temalı sanatsal düzenlemeler en sık rastlananlardır.

Gelişmiş ülkelerin kentlerinde kamusal sanatın en sık rastlanan örneği, temsili binalar ya da yüksek büro blokları önündeki plazalarda görülen modernist ve soyut heykel çalışmalarıdır. Son yıllarda, bu tür sanatsal düzenlemelere de daha bilinçli yaklaşıldığı gözlemlenmektedir. Örneğin Tokyo’da Konut ve Kentsel Geliştirme Merkezi öncülüğünde uygulaması gerçekleştirilen Shinjiku I-LAND Kentsel Sanat Projesi, Nishi Shinjuku Doğu Bölgesi Yeniden Geliştirme Projesi’nin ilk aşamasından itibaren tamamlayıcısı olan bir projedir. Söz konusu uygulamada, titizlikle gerçekleştirilen araştırma ve anketlerden sonra estetik felsefe, olgun ve ayrımsanabilir üslup ve projenin tümüne olan katkı dikkate alınarak on öncü çağdaş sanatçı seçilmiştir. Projede görev alan sanatçılar I-LAND’in planlama ve tasarımı hedeflerini çok dikkatle incelemiş, proje mimarı ve sanat danışmanıyla uzun tartışmalardan sonra her biri proje alanının bir yerinde yaratıcı, hatta kışkırtıcı bir öneri geliştirmiştir. Burada üretilen her sanat çalışması hem özel bir bireysellik ve güçlü karakter sergiliyor, hem de bütün diğer elemanlar ve binalarla bütünleşiyor. Bu görünümüyle I-LAND Shinjuku bölgesinin okunabilirliğine ve 25 milyon nüfuslu devboyutlu Tokyo kentinin imgeisne küçük ama değerli bir katkıda bulunuyor.

Bu bilgiler tartışma ışığında, henüz kentsel tasarım nosyonunun bile bütün kesimlerce tam olarak anlaşılamayan ve uygulamalarda hala ikiboyutlu çerçevedeki planlama ölçeğinden hareket edilen bizim kentlerimiz için kentsel tasarım ya da yeniden geliştirme projeleri söz konusu olduğunda kamusal sanata gereken önem verilmelidir. Bu bağlamda, kentlerin yerel yönetimleri yeni politika ve izlemler oluşturmalı, gelişmiş ülke kentlerinin yöntemlerinde olduğu gibi, sanat programları içinde en uygun çalışmaları ya da etkinlikleri araştıracak sanat heyetleri kurulmalıdır. Kent mekanlarını oluşturan ya da biçim verenler (kentsel tasarımcılar/mimarlar) ise kentsel çevrede sanat nosyonunu yalnızca bir süsleme ya da boşluk doldurma öğeleri olarak görmekten kaçınmalı, sanatsal boyutu sürecin en başında planlamanın/ tasarımın bileşeni olarak değerlendirmeli ve sanatçıyla işbirliği kurmalıdır. Kentsel çevre ve kamusal sanat birlikteliğinin söz konusu olduğunu böyle bir çerçevede şu soruların yanıtları aranmaya çalışılmalıdır:

  • Kamusal sanat ürünleri “yer” ruhunun ve aidiyet duygusunun oluşmasına nasıl katkıda bulunacaktır?
  • Kamusal sanat ürününün başarılı olması için gerekli tasarım elemanları nelerdir?
  • Başarılı bir sanatçı-toplum işbirliği için gerekenler nelerdir?

Böylece, kısmen de olsa çağdaş kentte toplumsal ya da bütünleyici belleği oluşturan kalıcı izleri yaratmadaki sorumluluk paylaşılmış olacaktır.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir